Hüzne Dair Kupleler

~ Tövbe Ettim Bu Gece ~

Neler yapmadım neler vermedim bir sevda uğruna,
Ne uğraşlar verip de, sonunda uğradım hüsranlara
.
Elimde gül, gözlerimde aşk buğusuyla düştüm yollara,
İsyanım ne aşka, ne sevgiye! İsyanım tüm kitapsızlara..

Yer gök şahit bu gece, kalpsizlere olan isyanıma,
Dağ taş ağlıyor yine, bir yiğidin daha harcanmasına.
Rüzgâr bile esmiyor, dur diyemiyor sağnak yağmurlara,
Bu, sonbaharda yazdığım son şiir yalancı aşklar uğruna..

Zaman zaman içimdeki kabuslar arş-ı alâya yükseldi,
Gözlerim nemlendi ama bu nem tövbemi engelleyemedi.
Ağladım, sarıldım yastığıma kalbim yüreğime söz verdi,
Bir daha bağlanmak mı? İçim o salaklığa son çizgisini çekti..

Ne ayrılıkmış, ne elvedaymış artık dinecek gözyaşlarım,
Son kez buğulansa da gözbebeklerim, bu son parçalanışım.
Bu son isyanım, bu son aşk uğruna yakarış feryadlarım,
Tövbe ettim bu gece aşklara, tarihe gömülecek tüm hatalarım..

terkedis1

Bir şeylerin tükenme noktası kapıya dayandığı an, o şeyler insanın iç yüzünü eritir..

Geleceksin bir gün buralara, göreceksin ve koşacaksın sen yokken haykırdığım dağlara..

Gitmek gerek bazen, gözyaşının izin verdiği kadar uzağa..

 ~ Yüreğin Gözyaşları ~

 Bir sürgüne döndü bu yürek. Kanadı kaç defa, aşk yokuşunda. Tıkandı nefesi boğazında. Bir şey diyemedi, bir sevdi. Nefessiz, zorda kaldı. Amansız isyanda, çıkmaz bir yolda, kilitli bir sevdada çürüttü tüm sürgün ömrünü..

Ölesiye sevmelerde kaybetti benliğini bu yürek. Serzenişlerinin kayboluşlarını izledi bir bir her gece. Mezara gömdü o fütursuz ve acımasız sevdaları. Sildi buğulu gözlerinden, maziye dair tüm yaşanmamışlıkları ve ayrılıkları. Her sevgide bin ah etti, tövbelere kaldırdı avuçlarını. Ne ümitleri, ne hayâlleri, ne de umutları umursadı son vedadan sonra; elveda derken. Gençliğine kıydı hiç düşünmeksizin, hiç üşenmeksizin. Biliyordu çünkü; yine bir kul, yine bir vefasız yakacaktı o ufacık yaralanmış kalbini. Öğrendi en sonunda aşkla vurulmayı, öğrendi nihayetinde ölesiye bir faniye bağlanmamayı. Gecelere kadar beklerdi yalancıyı, buğulu camlara dayardı parmaklarını. Karanlıklara düşerdi yüreğindeki hüzün gözyaşları. Feryadlara bırakırdı yerini umut damlacıkları. Oysa, masmaviydi bir zamanlar o tertemiz sevinç damlacıkları.

Eskitti duvarlar aşk dolu mısraları. Son gülüşü duruyor kaldırımlarda aşkın. Hırçınlığı esiyor rüzgârlarda sevdanın. Ve ardından son demini tüketmiş mısralar belirdi ayrılık fırtınasında;

Bu son veda, kim bilir belki de elveda;

Tamamlanamayan kıtanın gurbet mısralarında..

Serzenişlere çare olmamış gökyüzü balkonlarında,

Yağmurlarda ıslanmış sokak çocuklarının avuçlarında..

Bu bir Aşk-ı Veda…

Yürek bu! Yarım kalmış şiiri ve sonu mutlu bitmeyen aşkıyla. Yürek bu! Buğusu gitmemiş gözleri ve yakaracak avuçlarının kanıyla. Feryad çığlıklarının şiddetiyle melekleri ağlatan, sevdaya yenik düşmesiyle şeytanlara pişmanlık yaşatan, sessiz serzenişlerinin şahlanışıyla gökkubbelere yağmurlar yağdıran. İşte o yürek, bu yürek…

 

 

 

 

 


Yorum Yapın